Etiket arşivi: müzikte ortaçağ dönemi

ortaçağda müzik

Karanlık çağ olarak tarihe geçen ortaçağ, Kilisenin bağnaz egemenliğinde,dünyasal zevklerden yoksun bırakılmış, araştırma,keşfetme, kendini ve çevresini tanıma özgürlüğü elinden alınmış insanın, yalnız ölümden sonrasına hazırlık yapmaya güdümlendiği çağdır. Katolik kilisesinin ilk papazları kilise içine çalgı müziğinin girmesini yasaklarlar.

Onlara göre ilk çağa ait çalgı müziği ,dünyasal zevkleri çağrıştırmaktadır. Müzik: teksesli, kutsal,Tanrıya adanmış,duaları kolay ezberletmeye yarayan, ayinlere tılsımlı bir ortam katan araçtır. Kendilerinden önceki müziği yasaklayan,var olan nota benzeri belgeleri yok eden kilise,yüzyıllar boyunca müzik sanatını,kilise koroları ve teksesli ilahilerle kendi egemenliği altında tutmuştur.

4.yy

Bizans Ezgileri:Teksesli ve makamsaldır.,ritimik süreklilik yoktur. Nota simgeleri yerine ses düzeyini gösteren işaretler kullanılmıştır. Önceleri kiliseye sadece org girmesine izin verilmiş,daha sonra Noel gecelerinde,nefesli ve vurmalı çalgıların da törenlerde yer aldığı belgelenmiştir. 325’de Konstantin ,Hıristiyanlığı Roma’nın resmi dini olarak tanıyınca ,ayin dili Yunanca’dan Latince’ye geçmiştir. Bu yüzyılda Ambrosius İbrani ezgilerinin etkisindeki Antifon yöntemi ile bilinen halk ezgilerini dinsel içerikli sözlerle birleştirmiş günümüze kadar ulaştırmıştır.

6.yy. Gregorius

Papa Aziz Gregorius,o güne dek yaygınlaşmış tüm ilahileri derleyip,halk ezgilerinden arındırır ve ciddi bir dinsel müzik geleneğinin yerleşmesine öncülük yapar.

Schola Cantorum adıyla erkeklerin ve erkek çocukların eğitildiği bir müzik okulu kurar. Neuma adlı alfabe harflerinden oluşan nota isimleriyle ilahileri yazdırıp kalıcı olmalarını sağlar ve çeşitli kiliselere eğitimci şarkıcılar göndererek törenlerde aynı ezgilerin okunmasını sağlayarak kilise müziğine birleşik bir kimlik kazandırır.

Ezgilerin teknik özellikleri: Teksesli olması, sözlerinin Latince olması ,eşliksiz erkek korosu için yazılması, belli bir ritmik düzeninin olmaması ve makamsal yapıda olmasıdır. Bu ezgilerle,ölümden sonrasını düşündüren, kutsallığı yansıtan, huzurlu bir ortam duygusu veren özellikler yansıtılmak istenmiştir. Ilk Gregorius ezgileri el yazması olarak 9.yy’dan günümüze ulaşmıştır.

İlk Nota Ezgileri

Arezzo katedralinde rahip olan Guido,1030 yılında koro çocuklarına duaları ezberletmek için bir yöntem bulur. Her yeni sesin bir öncekinden daha yüksek başladığı bir halk ezgisi öğretir.Sonra bunu Latince ve dinsel içerikli bir metne çevirir. Elinin parmaklarındaki girinti ve çıkıntılara metnin ilk hecelerini yazar. Böylece günümüzde kullanılan nota isimleri ve porte kavramını müzik tarihine getiren ilk kişi olur. Utqueant laxis (sonradan do olacaktır ) Resonare fibris Mira gestorum Famuli tourum Solve polluti Labi reatum, Sancte ıonnes ( sonradan si ye dönüşecektir.)

Avrupa derebeylerinin şatolarında şarkı söyleyip şiir okuyan gezgin ozanlar ,( minstrels) yavaş yavaş kilise baskısından kurtularak, Dünyasal konulu ve yaşama sevinciyle ilgili, ulaşamadıkları gizemli bir aşkı anlatan ,söz ve ezgiler ortaya çıkarmışlardır. Değişik dönemlerde farklı isimlerle anılırlar: Goliard,Jongleur,gleemn,troubadour,trouvere, minnesinger,meistersinger gibi. Çalgıları arp,lavta ve fiddle dir.Müzik biçimleri, İsa adlarını zamanın şiir biçimlerinden alır: Ballade, virilai, rondeau gibi

15.yy Gotik Dönem

Mimaride yüksek kuleli yapıları,özgün üsluplu katedralleri ve geniş meydanları ile anılır. Kilise ilk kez çok sesli müziği koşullu olarak kabul eder. Çok sesle gelen süslemeler tapınma törenlerindeki ciddiyeti azaltmamalıdır.

İlk dönem, Notre -Dame katedralinde başlar, bu dönemi izleyen Eski Sanat 12.yy’ ın ortasından 13.yy’ a kadar uzanır. Ritim öğesi belli bir kalıba oturtulur ve notalama şekli gelişir. Yeni sanat döneminde ise bağnazlıktan ,Rönesans’ın yaşam coşkusuna doğru bir geçiş gözlenir.Artık doğa, Güncellik ön plana çıkmaktadır.Kilisenin tutuculuğuna başkaldırma başlamıştır. Çoksesli müzikte yöntem birbirine uygun olarak düzenlenmiş sesler olarak karşımıza çıkan Organum yöntemidir.

Bu yöntemde önceleri ,birbirini paralel olarak takip eden sesler yerlerini, ters yönde hareket eden seslere bırakmışlar ,hatta  ana sesin üstünde yer alma özelliğine kavuşmuşlardır. Ilk sesin yankılanması olarak bilinen Kanon yöntemi’ de bu dönemde doğar.